Sanat, bir milletin ebedilik gayesiyle geleceğe bıraktığı tüm insani değerlerin suret kazanmış halidir. Bu suret, plastik sanatlarda cisim; dramatik sanatlarda ifade; fonetik sanatlarda özellikle de şiirde belirli bir ahenk ve nizam haline gelir. Buradaki asıl amaç ise milletlerin yaşadıklarını, hissettiklerini geleceğe taşımak için kelimeleri nizamla sıralamak, ahenkle de kalıcılığı yakalamaktır. Bu yüzdendir ki düz yazılardan ziyade ahenkli birkaç mısra içimizi ısıtır.
Şehriyar da coğrafyalar arasında ne kadar mesafe olursa olsun Korkut Ata' dan aldığı söz mirasını üslubuyla yüreğimize işlemiş, içimizi ısıtmıştır. Yirminci yüzyıl Türk şiirinin zirvelerinden biri olmuş adeta kalemiyle Türk coğrafyasında basılmadık nokta bırakmamıştır. Fuzuli, Tebrizli ve Nesimi' den sonra ''Süleyman' dan Nuh' tan kalan dünyada'', ''döngeler, dönüm, itginlik, ayrılık ve ölüm'' olduğunu bizlere hatırlatmış: ''Birbirizden ayrılmayın amandı!'' diyerek Türk şiirinin ''Heyder Baba Dağı'' olmuştur.
Peki nasıl bu kadar başarılı ve büyük bir şair olmuştu? sorusunun cevabını verebilmek için Şehriyar'ın hayatını, İran'ın içinde bulunduğu siyasi-sosyal koşulları iyi incelemek ve bunun için de onun şiirlerini
-haddimiz olmayarak- irdelemek gerektiği kanaatindeyim.
Muhammed Hüseyin ŞEHRİYAR 1906 yılında İran'ın Tebriz şehrinde doğdu. Babası Mirza Ağa Hoşgenabi dava vekilliğiyle uğraşan bir kişiyidi. Şehriyar'ın çocukluğu ise ismini meşhur şiirinde de geçen Heyder Baba Dağından alan Heyder Baba Köyünde geçti. Bu yüzden şiirinde de görebileceğimiz üzere Heyder Baba Dağı onun için eşsiz bir tabiat parçasının yanı sıra geçmişe duyulan özlem ve çocukluk çağının masumiyeti anlamına geliyordu.
İlk ve orta tahsilini Tebriz' de alan Şehriyar daha sonra Tahran' da Darü'ül-fünun lisesini bitirdi. Sonra tıp fakültesine girdi ancak fakülteyi son sınıftayken şiirlerinden anlayabildiğimiz kadarıyla karşılıksız bir gönül meselesinden ötürü terk etti. Nişabur ve Horasan' ın muhtelif yerlerinde memur olarak çalıştı. Görevli olduğu dönemlerde siyasi düzene karşı muhalefeti yüzünden birçok kez sürgün edilmişti. Şair ilk şiir kitabını da yine bu yıllarda çıkardı. 1931 yılında çıkan ilk şiir kitabında Farsça' yı kullanan şair bu sayede İran' ın seçkin şairlerinden biri haline gelmişti.
1930' lu yılların ikinci yarısında ise Şehriyar büyük şairlerde görmeye alıştığımız ruhsal ve zihinsel buhranlara sürüklenmişti. Bu dönemi atlatmasında en önemli rolü ise yine onun şiirlerini ve sanatkar ruhunu çocukluğundan beri duymaya alıştığı mahalli türkü, masal ve ninnilerle zenginleştiren annesi oynamıştı.
Emekli olduktan sonra sanatkar kişiliğinin içinde bulunduğu ızdıraplı ruh halinin de tesiriyle çocukluğunun geçtiği bölgeye giden Şehriyar bölgede büyük değişimler yaşandığını gördü. Bu değişimlerin tesiri ve çocukluğuna olan özlem ile ''Heyder Baba' ya Selam'' şiirini kaleme aldı. Tabi burada annesinin, onun Farsça yazdığı şiirleri anlamadığını sürekli vurgulamasının da bu şaheserin doğuşunda rol oynadığı söylenebilir.
Heyder Baba' ya Selam
Şehriyar, Heyder Baba' ya Selam manzumesiyle coğrafya, töre ve Türklüğü Azerbaycan şivesinin Kuzey ve Güney ağızlarını birlikte kullanarak ilmek ilmek dokumuştur. Bunu yaparken de tümü milletimize has bu özelliklere kimi zaman çocukça kimi zaman filozofça yaklaşmıştır. Dönemin siyasilerinin söyleyemediklerini, Türk milletinin birleşme isteğini bir şiirinde tüm dünyaya şöyle haykırmıştır:
'' Bed-güman değilem Allah kerimdir.
Turan hayalimdir, etim, derimdir.
Böyük Asya nece olsa menimdir.
Gurt yuvalarına tilki dolar mı?
Ayıdan, Moskoftan yoldaş olar mı?''
Yine ölüm,ayrılık,gurbet ve hasretin şiirlerinde çok önemli bir yer tuttuğunu bildiğimiz Şehriyar parçalanan Azerbaycan yasını şiirlerinde tutmuştur. Kuzeyin, Güney Azerbaycan' a yaktığı ''Ayrılık'' mahnısına o da Heyder Baba'ya Selam' da şöyle bir yanıt vermiştir:
'' Bir uçaydım bu çırpınan yelinen
Bağlaşaydım dağdan aşan yelinen
Ağlaşaydım uzak düşen elinen
Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
Ölkemizde kim kırıldı kim kaldı?''
Şehriyar Heyder Baba' ya Selam manzumesinde sadece dönemin ağır siyasi ve sosyal şartlarını eleştirmekle kalmamıştır. O eleştirilerine kendini de katmış o meşhur şiirinde özünü de şu iki beşlikle yermiştir:
'' Heyder Baba, yolum sennen kec oldı.
Ömrim keçdi gelemmedim gec oldı.
Hec bilmedim gözellerin nec' oldı.
Bilmez idim döngeler var dönüm var.
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.''
'' Burda heyal meydanları genişdi.
Dağlar, daşlar bütün menle tanışdı.
Görcek meni Heyder Baba danıştı.
- Bu ne sesdi, sen aleme salıbsan
Gel bir görek özün harda kalıbsan?''
Heyder Baba' ya Selam manzumesi bahsettiğimiz özelliklerinin yanı sıra Şehriyar' ın Türk diline karşı olan hassasiyetini de taşımaktadır. O bu hassasiyetin sadece kendinde kalmasına razı olmamış, birçok şairi de bu konuda gerekli milli tavrı almaları konusunda şöyle uyarmıştır:
'' Heyder Baba Gare Gölün deresi
Hoşgenab' ın yolu, bendi, beresi
Orda düşer çil kehliğin feresi
Orda geçer yurdumuzun özüne
Biz de geçek yurdumuzun sözüne!''
Farsça yerine Türkçe kullanılmasını ve Türkçe' nin güzelliğini sürekli vurgulayan Şehriyar bu düşüncelerini yine o mükemmel şiirinde deyimleri ve sözcük öbeklerini hedefe atılan birer mızrak gibi kullanarak yaymaya, insanlara ve aydınlara aşılamaya çalışmıştır. Geleneksel söz nakışlarımız olan deyimlerimize bir beşliğinde şöyle yer vermiştir:
'' Heyder Baba, senin üzün ağ olsun.
Dört bir yanın bulak olsun, bağ olsun.
Bizden sonra senin başın sağ olsun.
Dünya kazov-kader, ölüm-itimdi.
Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi.''
Şehriyar sadece dilden, tarihten, ananelerden değil İslam' ın ve diğer dinlerin kıssalarından da faydalanmıştır. Heyder Baba' ya Selam şiirinin ikinci bölümünde kendini çocukluk çağında yurdundan atılan Yusuf'a, Heyder Baba' yı ise Yusuf' u kurt ağzından alan Yakup Peygamber' e şu sözleriyle benzetmiştir:
'' Heyder Baba çekdin meni getirdin.
Yurdumuza yuvamıza yetirdin.
Yusufunu uşak iken itirdin.
Koca Ya'kup, itmişsin de tapıpsan
Kovalayıp kurd ağzından kapıpsan.''
Şehriyar' ın şiirleri Güney Azerbaycan Türklüğünün ansiklopedisi gibidir. Çocukluk ve gençlik yıllarının bütün bayramları, törenleri ve bunların etrafında oluşan pratikler, mazide kalmış ama tadı hiç eskimeyen tazelikteki birer hatıra gibi onun şiirinde işlenmiştir. Bu açıdan Şehriyar' ın şiirleri üretim-tüketim ve toplumsal ilişkileri bakımından 1920-30' lu yılların Güney Azerbaycan' ını nostalji içinde şöyle resmetmiştir:
'' Heyder Baba kendi toyun tutanda
Gız gelinler hena (kına), pilte (fitil) satanda
Bey geline damnan alma atanda
Menim de gızlarında gözüm var.
Aşıkların sazlarında sözüm var.''
Sonuç
Şiirleriyle yirminci yüzyılın Korkut Ata' sı olan büyük şair ve söz üstadı Şehriyar' ı anmak ve anlayabilmek için daha nice araştırmalar yapılsa yetersiz kalacağı kanaatindeyim. Yazdıklarıyla sadece Oğuz Eli' ni değil tüm Turan coğrafyasını birleştiren büyük şairin mekanının cennet olmasını dilerken Şehriyar' ı yıllar önce yazdığı kitaplarla tanımama vesile olan Ahmet Bican Ercilasun Hoca' yı da sevgi ve saygıyla anıyorum.