8 Temmuz 2013 Pazartesi

MODERN HUKUK DEVLETİNDE SİVİL İTAATSİZLİK OLGUSU-1

Giriş

Demokrasinin en önemli özelliklerinden biri hukuki ve siyasi düzenlemelerin halktan gelen talepler doğrultusunda değişime açık olmasıdır. Günümüz demokrasilerinde ise bu talepler ekseriyetle siyasal partiler ve sivil toplumdan gelmekte ve çeşitli araçlar ile etki alanı oluşturulabilmektedir.

Modern devletin şiddet kullanma tekeline sahip olduğu kabulünden hareketle günümüz hukuk devletinde şiddetin kullanımını engelleyen yapı hukuktur. Şiddetin keyfi kullanımını önleyen hukuk, bunu muhtevasındaki cebir ile sağlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında şiddet modern devletin hukuk düzeninde içsel bir olgu halini almaktadır.

Halkın itaatten kaçındığı noktada hukuk devleti ister istemez ‘’yasal’’ şiddete başvurma yoluna gidecek; adalet yerine şiddetle yönetme yolunu seçecektir. Bu duruma bağlı olarak şiddet ve meşru iktidar arasında negatif bir denge olduğu söylenebilir. Çünkü devlet iktidarını rızaya dayandırdıkça şiddetten uzaklaşırken tam tersine meşruiyet zemininde ortaya çıkan çatlaklara şiddet sızacaktır. Bu meşruiyet dengesinde siyasal sistemin aktörleri arasındaki uyuşmazlık karşıtlık haline geldiğinde esas sorun bu karşıtlığın barışçıl yollarla çözülüp çözülemeyeceği meselesi haline gelecektir. Sivil itaatsizlik ise şiddet karşıtı bir politik ifade olarak iktidarı, şiddetsiz bir biçimde, dengede olması gerektiği yere çağırabilir.

1.Bir Hak Arama Aracı: Sivil İtaatsizlik
  
Hukuk sadece idari ve toplumsal düzenlemeler yapmaya yarayan bir araçtan çok adalet idealini ifade eden bir yapıdır. Sivil itaatsizlik ise hukukun kamu düzenini koruma ve adaleti tesis etme işlevleri arasındaki çizginin belirsizleştiği ve karşı karşıya geldiği noktada bir çözüm arayışıdır.

Adaleti hedeflemeyen hukukun silahtan farksız olduğu ve devletin bireyden mutlak itaat beklediği durumlarda; devletin meşruiyet zemini sarsılacak ve devlete karşı direnmek bir hak halini alacaktır. Anayasal bir rejimi işletebilmek için kimi davranışlarını devlete teslim eden bireyin ‘’demokratik otoriteye’’ tanıdığı yetkiler gerek şeklen gerek muhtevasıyla aşıldığında itaat etme yükü sona erecektir.

Tarihe de bakıldığında gerek kuşak haklar gerekse hukuk devleti düzenine direnilerek ulaşılmıştır. Bu yüzden hukuk devletinin düşünsel temelinde direnme hakkı yatar ve hukuk devleti ile adalet idealinin tecavüze uğradığı anda itaatsizlik bir haktan çok görev olmaya başlar.

2.Sivil İtaatsizlik Kavramı

Türkçeye Fransızcadan geçen ‘’sivil’’ kavramı günümüzde silahlı güçlere karşıt; milli bir topluluğun üyesi olarak nitelenen vatandaşı ve onun konumunda olan her şeyi ifade etmektedir. Öte yandan ‘’itaat’’ kelimesi ise emre uyma, söz dinlemenin yanında devlet otoritesine saygı anlamında da kullanılmaktadır. Anglosakson kökenli bir kavram olan sivil itaatsizlik (civil disobedience) ise genel hatlarıyla şöyle tanımlanabilir:

‘’Şu ya da bu şekilde adil ilişkilerin hüküm sürdüğü demokratik bir sistemde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkanların tükendiği noktada son bir çare olarak başvurulan, kendisine anayasayı ya da toplumsal sözleşmede ifadesini bulan ortak adalet anlayışını temel alan, şiddeti reddeden, yasa dışı bir politik eylemdir.’’
  
‘’Sivil itaatsizlik, hukuk devleti idesinin içerdiği üstün değerler uğruna kamuya açık ve yasaya aykırı olarak gerçekleştirilen, bu sırada üçüncü kişilerin daha üstün bir hakkını çiğnemeyen, barışçıl bir protesto edimidir.''

3. Sivil İtaatsizliğin Unsurları

Yukarıda değinilen tanımlardan hareketle sivil itaatsizliğe ilişkin unsurlar şu şekilde sıralanabilir:
1.       Yasaya aykırı olma
2.       Şiddetin reddedilmesi
3.       Politik ve hukuki sorumluluğun üstlenilmesi
4.       Aleni ve hesaplanabilir olması
5.       Ortak adalet anlayışına çağrı yapılması
6.       Sistemin geneline değil daha özel nitelikteki haksızlıklara karşı ortak eylem yapılması
7.       Eylemin ciddi haksızlıklara karşı yapılması ve haksızlık ile makul bir ilişkisinin bulunması

8.       Haksızlıkla ilgili çifte standart uygulanmaması

15 Haziran 2013 Cumartesi

Empati




Selam canıms.
Sizlere bugün Yiğit Bulut eşliğinde tipik Türk yarı aydınını tanıtayım. Dediklerine de biraz kulak kabartırız.

Neredeyse her cümlesinde illaki ''reel dinamikler, pasifize, paralize, irrite'' gibi batı kaynaklı kelimeler kullanır. Bunun için tüm mevzu para, faiz, kurlar ve afili iktisadi terimlerden ibarettir. Bu adamın lügatinde insanlık, edebiyat ve maneviyat yoktur. Her insani varlık rakamlar ile ifade edilebilir. Onun gelişim dediği şey sadece borsada ona kemik atanların hisselerinin tavan yapması, yamandığı kapının çalınmasıdır.

Yukarıdaki videoda Yiğit Bulut ilk olarak başbakanın yenilemediğini bu yüzden de itibarsızlaştırmaya çalışıldığını iddia ediyor.

Şimdi kendimizi başbakanı itibarsızlaştırmaya çalışan grubun yerine koyalım. Ne kadar boş bi uğraşın içinde olduğumuzun farkına varmamız gerek ilkin. Evet bugün ''Ergenekon'' veya ''Faiz Lobisi'' olarak anılıyoruz. Sanki bir çarşamba gününde 57. hükümeti düşürüp bunları getiren biz değilmişiz gibi konuşuyorsun panpa. Ayrıca o kadar malız ki tutup yaptığın yolsuzlukları, geçirdiğin satış yasalarını ve bizimle olan kirli çıkar ilişkilerini belgeleriyle çıkarıp göstermek ve seni rezil edip milletin yüzüne bakamaz hale getirmek yerine ''Devrimci Müslümanlar'' diye bi grup oluşturup üstüne salmak daha heyecanlı olur diye düşündük. Hayal gücüne bak be.

Yiğit Bulut daha sonra ise dış mihrakların, yabancı güçlerin ve İsrail' in, başbakanı ölümü için dua ettiğini ve öldürmek için çalıştıklarını iddia ediyor.

Şimdi de kendimizi İsrail' in yerine koyalım hacı dayılar. Sanki toprağına ektiğin tohumları bile laboratuvarımda yetiştirmiyormuşuz gibi konuşuyolar dimi lan. Şimdi düşün bizim ülkeyi finanse eden adamlar dünya gıda pazarının % 60 ' a tek başına sahipler. Yediğin yemeği, tuvaletini temizlediğin deterjanı, çocuğunun bebek bezini falan hep ben üretiyorum lan. Senin başbakan olduğun ülkenin pazarında ben kıralım. Senin milletvekillerine, bürokratlarına bahşiş veren benim büyük usta. Senin ölmen için dua etmeye tenezzül mü ederim lan.

Nasıl bi benliğiniz var oğlum sizin? 19 ağustosta okyanus ötesinden gönderdiğim frekanslarla Marmara' yı salladım. Bunu bir deney kapsamında 5 günlük çalışmayla yaptım. Sonra da internet sitelerinde seninle dalga geçercesine deney verilerimi paylaştım. Al canım çok güzel çıkmışsın. Yani 5 günlük bir çalışmayla bir şehri tamamen yıkan insanlarız ve 1.85 boyunda yaşlı, yorgun ve hasta bi adamı kaç yıldır suikast ve garip telekinezi yöntemleriyle yerle bir edemiyoruz. Yazık ulan bize.

Aynı Yiğit Bulut eğer başbakan ve zihniyeti kalır ise dünya devleti olacağımızı iddia ediyor. İşte burda dur Yiğitcim sen ve senin gibilerin büyük devlet, neo Osmanlı lakırdıları yerle bir oldu çünkü. Senin ve patronlarının savunduğu o cihan devleti kendi insanının kanıyla ve bunu yaparken de kendini gizleyen bir polis teşkilatının başarılarıyla kurulacaksa hiç kurulmasın.

3 Haziran 2013 Pazartesi

31.05.2013 Ve Bugün

Dirilirler, dirilirler, gelirler.
Huzur-i mahşerde divan dururlar.
Harami var deyi korku verirler.
Benim ipek yüklü kervanım mı var?!

Karac'oğlan

Birileri kamu gücüne dayanarak kadınlarınıza silah doğrultuyorsa. 45 dereceyle atılması gereken gazı direk atıyorsa. Bu ülkenin başbakanı size çapulcu diyorsa. Yüzde elliyi zor tutuyorum diyerek mahallenin en zayıf ama en piç çocuğu gibi ''abilerimi çağırırım'' mantığıyla sizi ezmeye çalışıyorsa. Bu ülkenin polisi rastgele etrafa su sıkıyorsa. Çevik kuvvet sıradan insanlara attığı gaz bombasıyla küçük bir çocuğu ağlatıyorsa. Kadına el kalkmaz adabıyla yetiştirilen milletin kolluk kuvveti bir kadını 20 görevlisiyle ortasına alıp linç ediyorsa. Başkentin belediye başkanı halkı bir kaşık suda boğabileceği tehdidini savuruyorsa ve göstericileri galeyana getirmek için yol kenarına taş yığınağı yapıyorsa...

Önerim;

Kadınlarınızı koruyun, onurunuzu da. Mahallenin abisi olmayan tırsak çocuğu olmayın. Sizlere emir kulu diye yaptıkları meşru gösterilen polisin sizlerin kafasına gaz atarken aldığı insiyatifi siz de alın. Şiddete bulaşmayın. Çünkü siz onlar milletvekili yeğeninden dayak yerken onlara destek oldunuz. Çünkü siz yaralandıklarında onlara kan verdiniz. Çünkü siz onlara dua ettiniz. Siz onlara inat varsa kadın polise tebessüm edin. Melih Gökçek' in anasına sövmeyin o zamanlar kürtaj yoktu Melih Gökçek' e bizi boğacağı suyun arsenikli olup olmadığını sorun çünkü halkının üstüne gece kimyasallar boşaltan bir devlette, CHEMTRAİLS deneyleri yapan bir devlette portakal gazı da fosfin gazı da atılır .

Haksızlığa boyun eğmeyin. Bugün her iki kelimesi ''Muhsin Başgaaan'' olan miras yediciler gibi suyunu, gazını, panzerinin namlusunu halkına çevirmiş polise selam durmayın. ''Zalim Esed rejimi yıkılsın! Allahuekbear!'' den ötesine gidemeyen tatlı su İslamcıları gibi ''Ama içki içiyolar onlar ehemehe'' demeyin. Ak gençliği ise.. onları da bana bırakın ;)  

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Gelişim

Günümüz şartlarına göre orta zekalı, makul ve mantıklı bir kişiyim. Sadece biraz farklı düşünmeye çalışıyorum. Farklı bakmak istiyorum. Kendime bile inanmamayı, kendi düşündüklerime muhalefet etmeyi seviyorum. Annemle yaşıyorum, Müge Anlı izliyorum.

Sonra ilkokulda varlığımı Türk varlığına armağan ediyorum. Evet, bunu sırf eğlence olsun diye önündeki çocuğun kulağının dibinde bağıran p*çin yanında saf tutmuşken yapabiliyorum. Darbeler devletleri yarım asır geriye götürür-getirir ama bi çok şeyi kolaylaştırırlar. Evet, evet hemfikiriz azizim.

Yapmak istediğini söylemek ne kadar kolay değil mi?
Peki ya söylediğini yapmak?
Mesela değişmek, ilerlemek..?


Bak işte o zor. Şimdi düşün ciğerim, yaklaşık 5 dakika önce varlığını Türk varlığına armağan etmiş ve bunu ağzından çıkan iki kelimeyle başarmış bir insan olarak Atatürk'ün açtığı yolda gösterdiği hedefe durmadan ilerler iken sınıfa sapıyosun. Sırana oturup dersi beklemeye başlıyosun. Tarih hocası girip sana Roma' dan bahsediyo. Tarih, gladyatörler ve savaş ekseninde anlatılırken insanlığın gösterdiği ilerleme göz kamaştırıcı boyutlarda.

Mesela köle pazarları. Düşün, aklına gelen ilk sahne; hafifçe yüksek bir podyuma çıkarılmış yarı çıplak, kaslı erkekler ve önlerinde köle taciri. Tıpkı senin akıllı telefonunla çektiğin fotoğrafları sosyal ağlar aracılığıyla insanlara göstermeye çalışman gibi. Senin varlığını ispatlama çaban kölenin iyi huylu bir sahip dilemesi gibi bi şey. Tacir kölenin kaç dil bildiğini haykırırken sen de ''photographer, designer, writer'' olduğun iddiasıyla yaşıyosun. Forsıkuyer'den sıtarbaksta yer bildirimi yaptıktan 3 saat sonra babana çay demliyosun sevgili sosyete gülü.

Sonra gladyatörlerden bahsediyo sevgili hocan. Yine aklına gelen ilk sahne; binlerce insanın önünde katledilen bi dövüşçü, halk ise adamın parçalara ayrılmasını hayranlıkla izliyo. Tıpkı senin her gün evinde izlediğin yetenek yarışmalarında psikolojik sorunları ve akıl zayıflığı olan çocukların onlardan daha aptal adamlar tarafından rencide edilmesini hayranlıkla seyrettiğin gibi. O insanların manevi yıkımları senin en büyük hazzın ve emin ol bu Romalıların katliamı kutsamalarından farksız. Ancak hakkını teslim etmeliyim büyük bir ilerleme var. Artık sen colezyuma gitmiyosun colezyum evinin ortasındaki o minik kutuya sığdırılmış.

O dönemin bilginleri, bilim adamları, insanı ve doğayı anlamaya çabalarken senin bilim adamların saç dökülmesine çare arayıp, cinsel iktidara istikrar kazandırmak için ilaçlar üretiyo. Bu açıdan bakarsak bizim jenerasyonumuzun ilerlemesi ise ''ŞOK!!! V-PİLLS İLE 1 AYDA 10 SANTİM'' den öteye gidemiyo.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

T.D.F. Üzerine Düşünceler 1

Uzun yıllar üniversiteler ve kamu yönetimi alanında eğitim kaynağı olarak kullanılan kitaplar birebir Batı’ dan iktibas edilmiş ve Batı insanının yaşam ve düşünce tarzına has teorileri içermekle yetinmiştir. Bu açıdan Türk hukukçu ve idarecileri kuru bir taklitten öteye gidememiş; tarihi derinliğe sahip bir devlet düşüncesinin mirasından mahrum bırakılmıştır.


Tarihi araştırmalardan anladığımız kadarıyla Türk Devlet Felsefesi önyargı ve tabular ile değil toplumun eğilimi ve günün şartlarına göre biçimlenmiştir. Hatta o kadar ki Batı fikriyatının ulularından addedilen Eflatun ideal devlet için 5040 nüfus şartı koşarken Türk hakanlarının ‘’dünya devleti’’ kurma idealleri dikkate şayandır. Keza İslam Hukuku’ nun amme faaliyetleri hususunda birçok alan değişim ve terakkiye açık bırakılmış, kalıplaşması önlenmiştir.


Filozofların felsefi sistemleri olduğu gibi milletlerin de kendine has felsefeleri vardır. Günlük yaşam, inanç, tabu, sosyal içgüdü ve ekonomi bu milli düşünce sistematiğini şekillendiren ana unsurlardan sadece birkaçıdır.


Devlet kendini oluşturan düşünce sistematiğinin en yüksek kurumudur bu yüzden sadece yasalar ve müesseseler yığını olmaktan öte bir zihniyet tezahürüdür. Örneğin; Latince’ de ‘’durmak, yerleşmek, ikamet etmek’’ manasındaki ‘’state’’ fiilinden gelen devlet kavramı ile Batı’ nın devlete statik; Arapça’ da ise ’’hareket etmek, döndürmek’’ manasındaki ‘’ d.v.l’’ kökünden gelen ‘’devlet’’ kavramı ile Doğu’ nun devlete dinamik bir değer atfettiğini görüyoruz.


Devletin oluşumu siyasi, sosyal ve felsefi olduğu kadar hukuki bir nitelik de taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında devletin var olması için ülke, nüfus gibi hazırlayıcı unsurların yanı sıra hakimiyet ve teşkilatlanma gibi meydana getirici unsurlar da bulunmaktadır. Buna binaen bu önemli unsurları da derinlemesine olmasa da incelemek gerekir.


Türk devletlerinde ülke (il) kavramı genel olarak kutsallık atfedilen mekandır. Keza Orhun Abideleri’ nde gördüğümüz gibi ülkenin başkenti ‘’İduk (kutsal) Ötüken’’ idi. Tarihi vesikalardan öğrendiğimiz üzre ‘’İl’’ kavramı barış anlamında da kullanılmaktaydı.


Türk devletleri, devlet yapısının sağlamlığını homojen nüfusun çokluğuna bağlamışlardır. Bu yüzden kurulan her Türk devletinin temel görevlerinden birisi de Türk boylarını tek çatı altında toplamak olmuştur. Tarihte bu amacın yerine getirilebilmesi ve milli benliğin korunması için Çin’ e yerleşen Türk boylarının iadesini isteyen hükümdarlara da rastlanmaktadır. Yine Türk tarihinin en önemli ve en eski kaynaklarından olan Orhun Abideleri’ ndeki uyarı ve öneriler belli bir zümreden ziyade doğrudan milleti kendisine muhattap almıştır.


Hakimiyetin gereği olan özgürlüğü ise Türk milleti kültür ve yaşayışında bulmuştur. Türkler hayat üslupları sebebiyle hakimiyeti ve özgürlüğünü kaybettiği anda yer değiştirme imkanına sahipti bu yüzden toprağa bağlı olan köylüden farklı olarak muhtelif coğrafyalara uzanarak kendi nüfuz alanını tesis edebiliyordu. Türklerde hakimiyetin kaynağı ise Göktanrıcılık dini etrafında şekillenen töreye bağlı olarak Yaratıcının takdirine (kut) dayanmaktaydı. Bu anlamda süregelen bir hatanın da düzeltilmesi açısından: Türklerde egemenlik doğaüstü ilahi bir nitelikten öte providansiyel ilahi bir nitelik taşımaktadır. Tabii bu egemenlik de töre adı verilen teamüllerle sınırlandırılmıştır. Töre de değişen sosyal koşullara göre değişime açıktır.


Türk milletinin teşkilatlanması ise küçük bir devlet aygıtına ve devlet bilinci olan düzenli halk kitlelerine dayanmaktadır. Bu açıdan nüfusu, kaynakları bu kadar sınırlıyken güneyde Çin tehdidine direnebilmeleri ve bu kadar büyük bir coğrafyada konargöçer bir milletin düzen içinde yaşayabilmesi teşkilatlanma anlayışından kaynaklanmaktadır.

10 Nisan 2013 Çarşamba

Kısa Kısa

Bu satırlar farklı mecralarda yazdığım, dikkat çektiğim konular hakkında kısa kısa düştüğüm notlar. Bu yüzden de adını Kısa Kısa koyduk ciğerim :)
*************

A.Ü.H.F. bana tükenmez kalemlerin de bir gün tükenebileceğini öğretti. Şu ana kadar yaklaşık 20-30 civarında tükenmez kalem tükettim daha finallere bir aydan fazla var.

*************

Yavaş yavaş duyuldu elektrik faturalarımızdan her ay belli bir meblağın Trt' ye ayrıldığı. Benim asıl derdim bu değil sevgili okuyucu 92 kuruş beni ne zengin eder ne fakir . Benim asıl derdim Trt' nin yayınladığı spor programları. Trt' nin muhtelif kanallarındaki spor programları ; Süper Spor, 10' ların Kıtası, Futbol Ateşi, Bundesliga Rehberi, Futbol Gecesi(Kürtçe), Futbol Keyfi (Kürtçe), Spor Atlası, Basın Tribünü, Spor Kritik, Dünyanın Sporu, Bekle Bizi Süper Lig, Futbol Keyfi(Türkçe), İşte Goool, Üç Sayı, Futbol Avrasya, Kupa Saati, Süper Lig Özetler, Süper Futbol, Bundesliga Karşılaşmaları.

19 farklı spor programıyla zehirleniyoruz dostlarım. Benim gözümde bu 19 program evimin içinde dolaşan 19 farklı torbacıdan farksız.

*************

2012 yılı itibariyle ağlayarak ve yırtınarak Milli Marşımızı okuyan küçük kız çocukları tedavülden kaldırıldı. Özleyeniniz var mı bilmiyorum.

*************

Adı lazım olmayan bir Yeni Şafak yazarı en sonunda tuvalet kağıdı olarak kullanabileceğim bir yazı yazmayı başardı. Bu muhteşem fıkrasında yazarımız bir arkadaşından aldığı 10 markı bu arkadaşının Bosna' daki akrabalarına götürdüğünü ve arkadaşının akrabalarının duygularına hakim olamayıp ağladıklarını bu yüzden de Osmanlı tarihinin asla Türk tarihiyle bağlantılı olamayacağını kanıtladı.

*************

Üniversiteye ilk gittiğim gün '' Ama Ankara' da deniz yooğk .s .s'' diyen 300 kişiyle sınıf arkadaşı olacağımı düşünememiştim.

*************

Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.

4 Nisan 2013 Perşembe

Modern Zamanlar Masalı

Sakin ol okuyucu her şeyi görüyorum.

Merak etme yanı başımdaki yoksulluğu da 500 metre aşağıda yaşanan sözde İslami burjuva yaşamını da. Jipten inen hacıyı da yırtık ayakkabıyla okula giden bitirimi de. Sert hasırda namaz kılan Peygamber' in Allah' ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet eder iken şimdilerde onun ipek seccadelerde namaz kılan ümmetini görüyorum.

İyi bir müslüman oğlunun, babamın yaklaşık 40 aylık maaşını bastırıp boş bir çerçeve satın aldığını duyuyorum. Ne biliyim artık gözlerimizin önünde ''Bir İstanbul Masalı'' tarzı dizilerin sözde İslami versiyonları oynuyor. Yazarlar değişse de senaryo mücahidlikten müteahhitliğe evriliyor. Tabi bu yaradılışçı bi evrim. Merak etme sakın bu evrim sürecinde neandertaller yok olmuyor yeşil sermaye yatırımı şantiyelerde altı üstü bir kaç amele ölüyor hepsi bu.

Sözde İslamcı bugünlerde kendi yazarlarını semirtiyor sevgili okuyucu. Sözde İslamcının kızı o yazara bir pop sıtar edasıyla yaklaşıyor. Sözde İslamcının semirttiği Bayhan bozması yazar evlerimizin köşesindeki kutudan olmayan beynini, entelektüel kırıntılarını ve yeni moda aşk dinlerini pazarlıyor. Bir Amerikalı gibi ağzını yayarak konuşuyor, kemik çerçeve gözlük takıyor ve mazlum edebiyatı yapıyor.

Bundan önce başörtüsü yüzünden üniversiteye giremeyen bir annenin kızı benim bir aylık harçlığım değerindeki pembe başörtüsüyle tesettürde devrim yaparak Nasuhi Abi' nin kızıyla birlikte Bilkent' te okuyor. Bu iffetli kızın babası da akşam sohbetten dönerken cemaatle kurduğu ilişkiden dolayı cebinden çıkan parayı cemaat evrenine pararlel olarak kurulan rant düzeneğiyle katlayarak cebine geri koyuyor.

Yiğidi öldürüp hakkını afiyetle yedikleri, elindeki kuru soğanı da aldıkları zaman dilimlerinde ise sözde İslamcılar Ramallah' ı, Gazza' yı, Batı Şeria' yı göz yaşlarıyla suluyorlar. 12 yaşında Kur' an okuduğu için şehid edilen Doğu Türkistanlı Mir Zahit' in destanı kulaklarına çalınmamış. Onlar Mıyanmar' a dua ediyorlar.


Devamı gelebilir..