8 Temmuz 2013 Pazartesi

MODERN HUKUK DEVLETİNDE SİVİL İTAATSİZLİK OLGUSU-1

Giriş

Demokrasinin en önemli özelliklerinden biri hukuki ve siyasi düzenlemelerin halktan gelen talepler doğrultusunda değişime açık olmasıdır. Günümüz demokrasilerinde ise bu talepler ekseriyetle siyasal partiler ve sivil toplumdan gelmekte ve çeşitli araçlar ile etki alanı oluşturulabilmektedir.

Modern devletin şiddet kullanma tekeline sahip olduğu kabulünden hareketle günümüz hukuk devletinde şiddetin kullanımını engelleyen yapı hukuktur. Şiddetin keyfi kullanımını önleyen hukuk, bunu muhtevasındaki cebir ile sağlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında şiddet modern devletin hukuk düzeninde içsel bir olgu halini almaktadır.

Halkın itaatten kaçındığı noktada hukuk devleti ister istemez ‘’yasal’’ şiddete başvurma yoluna gidecek; adalet yerine şiddetle yönetme yolunu seçecektir. Bu duruma bağlı olarak şiddet ve meşru iktidar arasında negatif bir denge olduğu söylenebilir. Çünkü devlet iktidarını rızaya dayandırdıkça şiddetten uzaklaşırken tam tersine meşruiyet zemininde ortaya çıkan çatlaklara şiddet sızacaktır. Bu meşruiyet dengesinde siyasal sistemin aktörleri arasındaki uyuşmazlık karşıtlık haline geldiğinde esas sorun bu karşıtlığın barışçıl yollarla çözülüp çözülemeyeceği meselesi haline gelecektir. Sivil itaatsizlik ise şiddet karşıtı bir politik ifade olarak iktidarı, şiddetsiz bir biçimde, dengede olması gerektiği yere çağırabilir.

1.Bir Hak Arama Aracı: Sivil İtaatsizlik
  
Hukuk sadece idari ve toplumsal düzenlemeler yapmaya yarayan bir araçtan çok adalet idealini ifade eden bir yapıdır. Sivil itaatsizlik ise hukukun kamu düzenini koruma ve adaleti tesis etme işlevleri arasındaki çizginin belirsizleştiği ve karşı karşıya geldiği noktada bir çözüm arayışıdır.

Adaleti hedeflemeyen hukukun silahtan farksız olduğu ve devletin bireyden mutlak itaat beklediği durumlarda; devletin meşruiyet zemini sarsılacak ve devlete karşı direnmek bir hak halini alacaktır. Anayasal bir rejimi işletebilmek için kimi davranışlarını devlete teslim eden bireyin ‘’demokratik otoriteye’’ tanıdığı yetkiler gerek şeklen gerek muhtevasıyla aşıldığında itaat etme yükü sona erecektir.

Tarihe de bakıldığında gerek kuşak haklar gerekse hukuk devleti düzenine direnilerek ulaşılmıştır. Bu yüzden hukuk devletinin düşünsel temelinde direnme hakkı yatar ve hukuk devleti ile adalet idealinin tecavüze uğradığı anda itaatsizlik bir haktan çok görev olmaya başlar.

2.Sivil İtaatsizlik Kavramı

Türkçeye Fransızcadan geçen ‘’sivil’’ kavramı günümüzde silahlı güçlere karşıt; milli bir topluluğun üyesi olarak nitelenen vatandaşı ve onun konumunda olan her şeyi ifade etmektedir. Öte yandan ‘’itaat’’ kelimesi ise emre uyma, söz dinlemenin yanında devlet otoritesine saygı anlamında da kullanılmaktadır. Anglosakson kökenli bir kavram olan sivil itaatsizlik (civil disobedience) ise genel hatlarıyla şöyle tanımlanabilir:

‘’Şu ya da bu şekilde adil ilişkilerin hüküm sürdüğü demokratik bir sistemde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkanların tükendiği noktada son bir çare olarak başvurulan, kendisine anayasayı ya da toplumsal sözleşmede ifadesini bulan ortak adalet anlayışını temel alan, şiddeti reddeden, yasa dışı bir politik eylemdir.’’
  
‘’Sivil itaatsizlik, hukuk devleti idesinin içerdiği üstün değerler uğruna kamuya açık ve yasaya aykırı olarak gerçekleştirilen, bu sırada üçüncü kişilerin daha üstün bir hakkını çiğnemeyen, barışçıl bir protesto edimidir.''

3. Sivil İtaatsizliğin Unsurları

Yukarıda değinilen tanımlardan hareketle sivil itaatsizliğe ilişkin unsurlar şu şekilde sıralanabilir:
1.       Yasaya aykırı olma
2.       Şiddetin reddedilmesi
3.       Politik ve hukuki sorumluluğun üstlenilmesi
4.       Aleni ve hesaplanabilir olması
5.       Ortak adalet anlayışına çağrı yapılması
6.       Sistemin geneline değil daha özel nitelikteki haksızlıklara karşı ortak eylem yapılması
7.       Eylemin ciddi haksızlıklara karşı yapılması ve haksızlık ile makul bir ilişkisinin bulunması

8.       Haksızlıkla ilgili çifte standart uygulanmaması